< ÜŞÜYEN BİR KIRILGANLIK VERİR AKŞAMIN MAVİ UFKU;İÇİNDEN GEÇER GİDER DÜŞLERİN TERLİ RUHU... - Blogcu ÜŞÜYEN BİR KIRILGANLIK VERİR AKŞAMIN MAVİ UFKU;İÇİNDEN GEÇER GİDER DÜŞLERİN TERLİ RUHU... - Blogcu



ÜŞÜYEN BİR KIRILGANLIK VERİR AKŞAMIN MAVİ UFKU;İÇİNDEN GEÇER GİDER DÜŞLERİN TERLİ RUHU...

Google
Web msnweb.blogcu.com

5/11/2009 - TÜKÜRÜLEN AŞKLARIN DÖNENCESİNDEKİ EKSEN...

Biteviye cümleler biriktiriyorum şimdi

Bulutları yüklenip sırtıma

Ağırlıklarını suya bırakan silüetin

Gözlerimin önünde bir kahve fincanı kadar ironik durur şimdi

Tabiat anayı çağırdım dün gece yanıma

Uzun uzun anlattım seni ona

Sadece dinledi

Sustu ve gözlerini yumdu

Uzaklara gitmiş bir yabancıyı paslı hatıraların arasından sıyırıp

Aklımda kalan kıvrımları ile anlattım ona;

O hep dinledi…

Geceydi..

Ve zaman ilerledi…

Artık hikaye anlatmayı beceremediğimi düşünüyordum

Gitmeler vardı içimde oldukça geniş;

Anlatacak kimse kalmamıştı sanki,

Oysa hep dinledi seni

Benim dilimden,benim gözlerimden

Ve benim seni hisseden yüreğimden

Siktirolup gidişinden daha anlamlıydı belki bu uzun soluklu sevişmeler

 

Seni düşündüğüm zamanların birindeydim

Belki de elimde sevecek daha anlamlı bir şey bulamamıştım

Ama biliyorum ki

Adı sevda olan ne varsa

Puşttur bu dünyada

Adı sevda olan ne varsa

Senin gidişin kadar gerçektir umutsuzluğun yüze asılan tablosu

 

Şimdi yorgun bir savaşçının

Kılıcını yere düşürmüş bitikliği var ya;

Suda kelime dövüyor suskunluklar artık

Kendime geniş manalar çıkarıyorum yaşamak için

Gülüşler yalandır bazen

Çığlıklar kadar gerçek olmayan bir şey

Sevişmeler tenlerin terinden kazanılan yalan zaferler

Kaybedilmiş hırçınlıkları aradığımız

 

Odalar vardır dört duvar;

Odalar soluksuz

Odalar sigara kokusu hasrete sinmiş

Odalar,duvarları aşkla kanayan

Duvarlarına tırnaklarımı geçirdiğim zamanlar

Ve özlemler var artık

Tükenişleri çoğaltan

Hikaye anlatamıyorum uzun zamandır sevgili

Sen gittiğinden beri anlamsız bütün hikayeler

Bu yüzden eski kitapları tekrar okumalarım

Bu yüzden eski şarkılar dinlemelerim

Yenilerim bile çoktan eskimiş artık

Yada bedenim eskimiştir belki de

Filozofik aşklarım ten kokuları arasında

Sofistike hasretler birikirken

Bitenler var şimdi

Bitenlerin gecesinde….

Uyur gezer bir sevda uyanır içimde

Kayboluşlarım yüzünde tekrar anlam bulduğunda

 

Derin bir servet-i fünun içinde aşkın tüm hergelelikleri

Belki de büyük bir yalan tükürülen aşkların dönencesindeki ekseni….

 

 

                                             KORKUT  ÇOLAK

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/7/2009 - ___SOLUK SOLUĞA___

Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki

Nerde beklenirse ordaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Neydi onları ordan oraya
savurup duran şey

Onları daima yalnız kılan
neydi bu yaşam denilen gürültüde

Her dilden bir adları vardı onların
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

Sarışındılar belki de esmer
yani birçok yüzün bileşkesi

Ne altın arayıcısıydılar
ne de aylak bir gezgin

Vurulup düşseler de her kuşatmada
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
Bulurlar heder olmanın bir yolunu

Onlar ki bu dünyada
kahraman olmaya mahkumdurlar

Sislenen anılar kaldı bize onlardan
renkleri bozulup duran solgun anılar

Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin
bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
vurulup düştükçe ışığını karartan

O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
yazılmadı o insanların destan şiiri

Parça parça ettirilseler bir kartala
(ki sanırım böyle oldu sonları)

Fışkırır yüreklerinden
başarısız ihtilallerin yangınları

Ahmet Telli
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/7/2009 - SİYAH VE BEYAZ KÖPEKLER...!!!

Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli
o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.

Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.

O merakla, sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

- ´Onlar´ dedi, ´benim için iki simgedir evlat.´
- ´Neyin simgesi´ diye sordu çocuk.
- ´İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.

Çocuk, sözün burasındaÿÿ; ´mücadele varsa, kazananı da olmalı´ diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

- ´Peki´ dedi ´Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?´

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

- ´Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!´
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/7/2009 - YAŞAMDAN KESİTLER...!!!

Olay İngiltere'de geçiyor:
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup
olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, 'acelesi olduğunu istemediğini' söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız da 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum' demiş.
'Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' Demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile 'ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş.
Hemşireler hayretle 'madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.
Adam buruk bir sesle 'ama ben onun kim olduğunu biliyorum' demiş.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/6/2009 - İSTANBUL UYUDU SEVGİLİM...

Kahreden çığlıkların dolmuş odama.
Masamda tüten sigara ile bakmaktayım bırakmış olduğun anılara.
Vagonlar dolusu yalnızlık sarmış arkana bakmadan gitmiş olduğun bu evi.
Karanlık dumanlar içinde efkârım taşırmakta kadehleri.
Eski ben kalmadı artık, eskidim bende.


Bana uzatmış olduğun titreyen soğuk ellerinin hatırası ürpertmekte içimi,
içime boşalttığın sıcaklık yakmakta bedenimi.
Şuhumu kaybetmişken senlikte maziden kalan şarkılar çalıyorken yazmaktayım,
yağan yağmurun ıslatıp silemediği duyguları.


Dışarıdaki fırtınayla birleşircesine bölüyorum on bin parçaya,
bakirliğini sana adamış olduğum bedenimi.
Sana yakın olmak adına atılmakta olan bir adım bu belki de en çaresiz olan.


Sonraki paragrafı bilmeden savuruyorum sözcükleri,sakın bölme!
Önce dinle sonrasında kur sayfalar dolusu duygularını.
Ağlamak kolay önce katlan gerçeklere sonrasında inle!

Seni son görüşümdeki Sonbahar hiç bitmedi,hiç değişmedi mevsimler.
Ne çiçekler açtı nede güneş ısıttı bedenimi.
Bırakmış olduğun rüzgârın kıymetini bilmekle yetindim sensiz geçen senede.
Yağan yağmurlarda ıslanmıyor yakıyordum adeta,oysaki onları kirleten de bendim aslında.

Konuştuklarım ya havaya gidiyor; moleküllere atomlara ayrılarak.
Ya da bir zaman akıp giden sözcükler içimde kaybolarak boğazıma düğümleniyor.
Duymuyorsun sesimi.
Bana vermiş olduğun o büyük aşka sensizlikte sarılarak, kalemi tutmayı öğendim.
Ağaçları kestim; kâğıtlar ürettim bir canavar oldum ben sırf bu aşk adına.

İkimizin bırakmış olduğu İstanbul da gezdim saatlerce.
Anısı olan sahilde yürüdüm kilometrelerce.
Acıyı dindirmek için içkilere vurdum kendimi ve kaybetmiş olduğum tüm masumluğumu aslında ben kendi ellerimle Marmara Denizine boğudum.

Beni saklamış olduğun sokaklar, tüm insanlar uyudu
İstanbul uyudu sevgilim, artık öpüşebiliriz...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/6/2009 - ___YANLIZLIĞIN EŞDÜŞÜMÜ___

Bir gecenin kuşatması daha sona erdi az önce.güneş gökyüzünün perdesini aralamaya başladı ve sonra kuş sesleriyle sokakta tek tük duyulmaya başlayan topuk sesleri onlara eşlik ediyor.

Ağacın dallarındaki yeşil artık daha belirgin ve düşlerin yorgunluğu kendisini sabahın taze kuvvetine bırakıyor…

Yalnızlık sarıyor yine uzun süren suskunlukları ve bir anlam verilememiş buruşturulmuş mektuplar müziğin melankolisine kaptırıyor kendisini.

Varlığını seçememiş bir yürek ağır aksak adımlarla kendi uzaklığına bakıyor mesafe tanımadan,klakson sesleri,rüzgarın vahşi tadının içinden sıyrılıp geliyor.

 

Geçmiş uzaktan kuşbakışı bakılan bir haritanın yırtılmış yeri artık.

Bugün ve şimdi…

Duvarların suskunluğunu tanımlama uğraşısı sadece.

Çevremde görebildiğim sahte kalabalığın içinde seçebildiğim sadece ahmak insanlarım anlamsız korkuları,bu korkular büyütüyor oysa içimizdeki derinliğin sonsuz uçurumunu.

Kaybedeceği çok az şeyi olan hatta hiçbir şeyi olmayan ruhuna sıkışmış boş bedenler topluluğu içindeyim artık.

Yüzler var fakat içindeki ruh kendisini çoktan terk etmiş.

Alkış sesleri mavinin yalansı tadına takılır artık ve zaman kendisinden başka sulara soyunmaya başlayabilir.

Çırılçıplak aşk giymiş düş bahçelerinin rüzgarda kendinden geçen suskunluğu bu zamanda kendi karşılığını arar durur sanki bir şeylerden kaçar gibi.

Oysa en fazla kaçtığımız varlık kendimiz olmuşsak burada denize fırlatılmış bir taştan belki de çok fazlası gizlidir.

 

Herkesin çizilmiş duvarları ve sınırlı oyunları içinde kuralın kuralsızlığını ve saçmalığını tatmaya başlamak hem ürkütücü hemde soğutucu zemheri etkisi yaratıyor hala canlı kalan bir ruhta.

Kendinden bir parça üflüyorsun gökyüzüne doğru,sonra kendin açılmaya başlıyor usul usul sarmala dönen bir yün topağından.

 

Bizlerin kalkanları var çok sağlam…

Koruma amaçlı duvarlar ve kendimizden bile esirgediğimiz yaşanmamış zamanlarımız ve benimse sadece acıyarak baktığım ve önemsemeden geçtiğim yalanlarımız.

 

Sen çocukken de böyle korkardın aynalardan,bakamazdın bir türlü kendine ve dansına eşlik eden günün tadına bakamazdın bir türlü,denize gitsek kapıp koyveremezdin yüreğini suların özgür ruhuna ve sıkıştırırdı seni toplumsal ve saçma örgütlemeler,yaşamın bir anarşiden ibaret olduğunu ilk sevişmenden hissetmiştin oysa ama anarşi ve kaos tadına baktığın en acı hikayeydi.

Sonra büyümeye başladın…

Aklın uzamaya başladıkça anladın ki hergün üzerine yeni bir kiremit eklediğin surlarının ardında daha güvenlisin.

Rüzgardan,yağmurdan hatta insanlardan bile saklanıp kendi içinde dinlenceye çekilebiliyorsun buna bir nevi ölü taklidi yapmak diyelim.

 

Etrafımıza bak dedim sana…

Bir sürü insan gülen,somurtan,tepki verme becerisini yitirmiş ve meyveyi sadece ağzının içinde çiğneyip tadını hissetmeyen bir ton hikaye.

Eminim hangisine sorsak hayatı roman olurdu ama daha trajik yanı onlar zaten bir romanın içinde yaşadıklarından kendi gerçek hayatlarını kuramamış aciz insanlardı.

Güvenemezlerdi başkalarına bu yüzden kendi yeteneklerine de inançları sınırlıydı ve oldukça dar kalıpların içinde basmakalıp beylik sözlerin kahramanları olarak gündelik hayatlarını sürdürürken akıp geçen zamanın Türkçede kullanılan bir edattan yada tümleçten çok daha fazla bir şey olduğunu hissedemezlerdi.

 

Bazen uçmanın tadını hissedebilmek için uçurtma olmak gerekir…

Benimde kendime göre beslediğim acılarım yada geçmiş yüklenimlerim vardı,oldukça uzun ve tabanı yanık bir gezegenden geldiğimi söyleyebilirim ama hayatı en fazla gözümü kararttığım zamanlarda seviyorum biliyormusun.

 

Denizin kıyısında oturup söverken yada sulara tükürürken daha fazla seviyorum kendimi mesela…

Yanılgılarımla seviştiğimde yada uyumadan asabi olarak odanın içinde çemberler çizdiğimde daha iyi anlıyorum kendimi.

 

Bu etrafımızda dönen kuşaklar daha anlaşılır oluyor.

Evet yalnızım ve bunu söylerken kuşlar kadar hafif hissediyorum kendimi,zırhımı kırıp yumurtadan çıkmış bir canlıdan çok daha fazla olarak kendime fısıldıyorum bunu.

Belki benim zaferimde budur kimbilir…;??

 

Kağıtları dağıtıp,oyunun başlamasını beklerken yapacağım hileleri önceden kestermeye çalışmıyorum ya bu yüzden de doğaçlama seçiyorum kendimi.

 

Lunaparkta oyun oynayan çocukların bir sonraki adımı düşünmedikleri oyunlarını özlüyorum bazen,yüksekten düşüp kafamı kırmayı istediğim zamanlarda oluyor yada topun peşinden koşarken bir arabaya toslamak.

Ansızın gelen seçilmemiş bir giysi gibi…

Çelimsiz ışıkların yanıp sönüşlerinde yaşamış suskunluktan çok daha bencilce ve kanatması en kutsal olan varlık sol yanımda duruyor.

Sana da bir anlam verdiğimi söylersem belki sabahın uyanışına haksızlık etmiş olurum ama anlamaktan çok daha fazlası yaşamakta gizlenmiş bir sırlar yumağıdır.herşeye bir isim yada anlam yüklemeye kalktığımızda sıkıcılaşan ve kördüğüm olan yumaklarız biz sadece.

Bazen zamanı içimden geldiği gibi yaşamak isterim ve daima en yoğun anlarımda bile zamanın kadranından sıyrılır elimdeki her uğraşıyı bırakıp serüvenin içine bırakırım kendimi.

Eğer hala bir parça sevimli kalabildiysem belki bu içimdeki sonsuz evrenin doğaç tutkusuna borçluyumdur.

 

Kurallar,kaideler,kesin isimle sunulmuş doğru yada yanlış dediğimiz yahut prensip ismini koyduğumuz saçmalıklar benim hiç ilgimi çekmiyor,beş dakia sonra ne olacağını kestiremezken bunca kaidenin arasına sıkışmak aptallıktan başka bir şey değil çünkü.

Geleceği düşünüp tasarlayabilirsin ama geleceği yaşadığın ana ortak edemezsin bu içinde bulunduğun zamana yapacağın en büyük haksızlıktır.

İçinde bulunduğumuz zaman sadece bizim şu anki tutkularımızdan,arzularımızdan ve enerjimizden beslenir çünkü.

Aşk tereddüt eder adımların peşinden gidip gitmemek konusunda.

Tereddüt eden her şeyse ilizyona ve aldatmacaya açıktır,bu yüzden sen duvar örüyorsun kendine ama o ördüğün duvarların hapishanesinde mahsur kaldığınında farkında değilsin.

Ellerini sadece göğe uzatsan belki çok daha kolay hale gelebilecek bir temenni duvarların içinde sıkışıp kalıyor.

Senin duvarlarındasa sular sızıyor…

Duvarlarda tırnak izleri ve çatlaklar oluşmuş…

O duvarlardan sızan sular seni yaşama bağlayan düşlerin oysa.

O kadar sıkılmış ki duvarların arasında sıkışmaktan boğuluyor ve imdatlar içinde kaçacak bir delik bir boşluk arayıp duruyor…

 

Evet yalnızım…

Ve bu yüzden senin içinde kanayan aynayı bildiğimden bu durumu katlanır hale getirmeye çabalıyorum.

Ve belki bu yüzden yalnızlık bazen gözüme şirin görünürken bazense anasına sövebilme hakkım oluyor.

Ben,sen o…

Bizler…

Kendi dünyalarımızın günaydınları içinde basitçe işaretlenmiş kader çizgilerimizin kodları içinde yaşarken ne kadar büyük bir hiçliğin içinden geçtiğimizi ancak düşlerde hissedebiliyoruz.

Ve düşlerden her uyandığımızda derin bir sancıyla kalkıyoruz yataktan.

Kan ter içinde mutfağa koşuk bir bardak su içiyorum.

Sonra lavaboda yüzümü yıkayıp aynada kendimi seyrediyorum ve bazen nefret ediyorum düş görmekten çünkü düşler hala yalnız olduğumu ve hala içimde kanayan bir yanım olduğunu suratıma tokat gibi vurdukça ben senden ve senin toplumla uzlaşmış ama kendini lanetlemiş duvarlından kaçıyorum.

Uzaklaşıyorum senden o zamanlar…

Ta ki…

Yeniden bir günün içinde yolumun tozunu yutana dek.

 

 

                           CEM KORKUT ÇOLAK

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/6/2009 - SAKİN SULARDA YIRTILAN ANLAMLAR....

Rüzgar perdeleri okşuyor usulca ve gece kanatsız bir melek gibi aralanıyor sessizliğin gizemli düş bahçesinden içeri.açıklanamaz yanlarımız sırlara bürünmüş ufkundan aşıp kendimi seyrediyorum şimdi.

Takvimde yazmayan bir zamandayım yada zamanın terk ettiği bilinmez bir mezrada,ölçüsüz mukavemetsiz anlamları giyip sevmeye çalıştığım sokaklar.

 

Bütün günün ağırlığı unutmuşcasına yeni bir günün hazırlığında tıpkı annemin hergün yemek hazılaması gibi,sokakların yemeği ise düşler ve hayat çarpanının geometrik simetrisinde kendi yolunu usulca gezinen bir karıncanın hayata aldığı anlamlar silsilesi.

 

Bu tür zamanlar işte…

Kendimle baş başa kaldığım ve aklımın ellerimden kaçıp tamamen hürriyet giyinmiş asi ruhlar gemisinde kaptan olduğu.

Özgürlük ve yalnızlık arasındaki o ince çizgiden bakarken caddenin ışıklarına varlığımla ilgili ılık ama ağzımdan tükürdüğüm gerçeklerim hayalet gölgelerin içinde gezinir şimdi.

 

Sigaranın dumanları odanın içinde salaş turlar atarken suskun bir müzik eşliğindeyim.bazen dünyanın en güzel melodisi suskunluk olabiliyor çünkü o kadar masum ve samimi bir anlamı var ki;

Üstelik ona hertürlü anlamı ve düşgücünün eriştiği bütün ego katsayılarını giydirip varlığın yetenekli büyüsü ile çarpabilirim.

 

Çevremde hayatlar geziyor…

Arayışlar,yıkılışlar varoluşlar,yokoluşlar…

Herkesi ve her şeyi tek bir gözle görüp anlamanın mahareti içinde sadece yarını düşünebilmek büyük bir keyif aslında.

İçinden ateşler geçen geçmişiyle kavgalı,kendisiyle çelişkili ve çelimsiz dostum içinden geçtiği ateş sınavının en yakıcı zamanında şimdi.

Ne kadar küfür etsekte aslında argo dediğimiz olay düşüncelerin duyguları ifade etmede yetersiz kaldığı yerde başlar.orada akıl ve mantık bitmiş yaşadıklarımız bizlerin çok üstünde ağırlıklarla üzerimize abanmıştır.

Öyle bir şey söyle ki şu gökyüzünün kapısı açılsın…

Yada öyle bir şey yap ki;

Bütün imkansızlıklar ve anlamsızlıklar bir tek kelime ile kendini ifade etsin.

Yada öyle bir cümle kur ki;

İçinden geçen tek bir küfür senin varlığı kutsayıp acının ağzından tükürsün.

 

Bir mümkünatı olmalı elbet…

Ellerinde az ötende duran bira şişesinden çok daha fazlası hafızanın derinliklerinde ailenin seni vakitsiz terk edip yedi milyarda bir ihtimal gibi yaşamın göbeğine fırlatışını açıklasın.

İşte o zaman açılsın kapıları zamanın…

Yalnızlığın kapıları açılsın.

Bir sigara dumanından ibaret olmasın içindeki boşluk ve aldığın nefes zincirlerini kırarak sana geri geri koşsun.

 

 

Sesler duydum dostum…

Sesler…

Bunca yıllık ömrüm boyunca bir sürü ses manalı manasız bir ton kelime ve saçma sapan bazense harika kelime harmolikaları…

Kaçakların mazeret arayışları içinde kendi gömleklerini yakışlarını izledim mesela suskunca.

Yenilen yada hayatta kaybeden bütün insanların mazeret arayışını da işittim.

Zaten mazeretler hep kaybedenler için vardır…

Oysa kazanan ve kazanmayı bilenlerin mazeretleri yoktur zaten onlar için mazerete gerekte yoktur.

 

Bir savaşta bir an geri düştüğünde yapman gereken bir sonraki hamleyi sınamak olursa önceki yada şimdi hamlelerin geri adımlarında kendini aramaktan kurtulabiliyorsun ve bir an için bütün engeller kapısını aralayıp seni içeri buyur edebiliyor.

Kimse yaptığı hatalardan yada hayatın onlara sunduğu imkanlardan ötürü kurban yada mahkum değildir.

Asıl mahkum olan o hataları kendisine kalkan olarak kullanıp asıl niyetini ardına gizleyip senin zafiyetinden yararlanmaya çalışan zavallıdır.

Çünkü kesin olan;

Her insan hata yapabilir…

Ben,sen,o…

Herkes…

Yolda yürüyen bir adam dikkatizce yürüyüp bana çarptı diye adamı dövmeye kalkmadım hiç.

Yahut yanlış hesap yapıp eksik para üstü veren bir kasiyere hatasını vurduğumuda hatırlamıyorum.

 

Sen sadece bir aşkın içinde kendini ilk başta yanlış bir kimlikle lanse etmiş olabilirsin ve bir insan senin o kimliğini sevmiş olabilir.

Oysa şu daha büyük bir gerçek ki o kimliği yaratan zaten sensin yani ne kadar çift kimlikli bir durum yaratsan da aslında o kişi bir tek kişi ve o iki kişi aynı şeyi söylüyor şimdi.

Sen bulduğun bir anlamı ilk gördüğün anda kaybettiğin bir oyunun içinde yitirdiğini düşünürken bir kimliğe inanan insan ise o kimliği sonsuza dek kaybetmek üzere ve onun tek mazeretiyse senin basit bir çıkarım oyunun.

 

Telefonda sesinin titrediğini ve yıkıldığını hissettiğinde içinde açılan uçurumu tahmin edebiliyorum…

Ama bilirsin ki insanların timsah gözyaşları da var…

Bilirsin timsahlar avını yakaladığında yerken gözyaşı dökerler.

Onaylanmayacak bir iş gibi görünsede zamanın eli değerse ve saf olan bir şeyi bulduğunuzu düşünüyorsan kaderin ironisine inanıp ona sımsıkı sarılmaya devam etmek bence en güzelidir.

Zaman aranızda açılan yaraları el yordamıyla saracaktır eğer elde ettiğiniz hummalı ışık bir gerçekten ibaretse ki eğer saatlerin dokunaklı tik takları arasında kaybolursanız bil ki zaten olmayan bir neona bakmışsın sen sadece.

 

Hayat geniş bir kavram…

İçine her şeyi sığdırabiliyoruz…

Daha geçen gün söylediğimiz şarkılardan,içtiğimizi şişe sevdalarından ve paylaştığımız düş dünyalarımızdan tut da tanınmamış insanların birbiriyle aynı olan hikaye çeşitlerine kadar.

Gece üçte sahilde çaldığın ıslık taaa karşı yakadan duyuluyordur emin ol.

Uykuya çekilirken zamanlar insanın en zayıf anı hep gecedir çünkü ve evrenin en zayıf olduğu zaman yine gecedir.

Çünkü karanlıkta her şey aynı olmakla beraber üzerine kalın bir örtü örtünür.

İçimizdeki aşklar birbir uyanır yada benim gibi yalnız olduğunu duyumsuyorsan kalbindeki derin ıssızlığı aslında hiç yazmadığın bir şarkıda arayabilirsin.

 

Yarın iş günüdür ama henüz düşünmüyorum ki;

Belki kendimden istifa etmişimdir hiç düşündün mü_??

Hiç düşündün mü bu piçler niye kaldırıma oturup kafayı bulana kadar bulanık hikayeler anlatıyor.

Bizden azlar mı_??

Yada bizden fazlalar mı_??

Çöp konteynırına yaslanmış salkım saçak gölgeler kendi yoksulluğu ile sevişirken avuçlarımda kanayan lambanın islerini görebiliyormusun peki….

 

Meydana vurduğumuzda bedenimizi,umarsız bir sürü kaybolmuş bedenin üzerimize çullanırcasına acizane bir şekilde ve çoğalarak geldiğini görürürüz.

Kaçışan adımlar ve kaçamak bakışlar arasında kendi varlığımızdan izler ararız caddeyi giydiren o neonların yalan ışıklarında…

Ya birazdan elektirik kesilirse….

O neonlar hayatımızın yüreğimizde hapsolmuş yanını aydınlatabilecek mi_?

 

Oysa sen bir insanın en karanlık yerini aydınlattığını söylüyordun…

Bir araya gelen iki yabancı elden çok fazla olduğunuzu düşünüyordun…

Anlamını kaybedebilirsin;

Ama anlamsız yaşayamazsın….

Mürekkebi tükenmiş mektupları yazarken içindeki fırtınanın sahibine,ayrılık tangosu çalmaya başlar az sonra ve bütün frapan duygular dışa vurum yaşamaya başlar,işte o anda lanetleri giymiş bir şehir dikiliverir karşına…

Kendini anlatacak bütün cümleleri yutkunmuş ve varlığını denizin diplerine doğru mercan aramaya yollamışsındır.

Peki o zaman senin anlamsızlığın ne yapıyor_???

 

Aynada kanayan yüzüne mi bakıyor_??

İnandığı bir dünyanın kaybolmuşluğu içinde kendinden tiksinti duyarak derin bir özlem gibi seni solumuyorsa zaten içindeki dünya çoktan psikopat bir metamorfoz geçiriyor demektir.

 

El salla şimdi bir günlük serüvenine…

El salla şimdi kelimelerce seviştiğin yirirdiğin düşlerine…

Biz bu masalları çok anlattık ve bu düşlerden çok uyandık.

Hep bir gecenin içinde sahile vurup zıkkımlanacak birkaç bira şişesi bulduk yada içimizdeki acıyı tükürecek küfürlerimizi de…

Hatta şarkı yapacak kadar kutsadık yalanıyla sevişen maskesiz aşklarımızı…

 

Hayat avuçlarımızın içi kadar yada bizi karınca misali unufak edecek kadar…

Yakalarsın zamanı yapışıp yakasına,üzerinden tırlarca yük,yosunlarca anlam,aşklarca kayboluş geçer.

Sevgiler bir duraktan el sallarken kaçan bir trenin son vagonundan gözü yaşlı mendiller sallanır.

Sonra uzun süre bakarsın uzaklara…

Ve hiç konuşmadan…

Ertesi günün gelmesi kıyamet kadar uzaktır ve sen kendine yabancı…

 

 

Aldığın nefes artarak üstüne gelir,ciğerlerini işgal eden sancı gibi genzini yakar durur….

 

Yavaş yavaş ışık belirmeye başlar sonra…

Günün sevinçli melodisi kulaklarını okşarken ve varolduğuna şükredersin yine de.ve her şeye rağmen yaşamanın,ayakta kalmanın coşkusunu tadarsın.

İnsanlar gelir geçer…

Güvenlikli dünyaları ve ellerini ısıtan umutları vardır…

Sonra onlara aldırmamaya başlarsın…

Gülümsersin kendine ve o kalabalıkta o insanlardan biri olmak üzere yürümeye başlarsın.

hayatın kıyısında değil içindesindir artık.kavganın en kora kor yerinde…

 

bezgin ruhların yokolduğunu ve çöp konternırlarına gölgelik ettiklerini de görürsün.

Adım atmaya verecek enerjileri güçleri tükenmişdir ama sen hala ayakta ve ilk günkü gibi güçlüsündür…

 

İşte o zaman evrenin nefesinden duyacağın söz şu olur…

 

“bazı insanlar yaşamın kıyısında durur; ve zamanın sadece geçmesini bekler;

Bazılarıysa hayatı dolu dolu yaşar;

Eğer bir yerde;

Hayatı yeniden yakalarsan…

İşte o zaman mükemmel bir şey elde etmiş olursun…..!!!!

 

 

 

                                              CEM  KORKUT  ÇOLAK

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/6/2009 - ___BU YÜZDEN SEVMEDİM SENİ___

sana anlatılmamış masalların birindeydim
bilmezsin brest’te yaşadığım aşkları
siyam’ı
savaşını
gecesini
gündüzünü
öğle sonrası dağ eteklerinin altına saklanışımı
ve bacak arasından kaçan acılarımı..
bu yüzden sevmedim seni..

* "et ne m'en veux pas si je te tutoie / je dis tu a tous ceux que j'aime",
* “sen diye hitap ettiğim için sakın bana kızma / ben tüm sevdiklerime sen derim"

anlatılmamış bir masalın ortasına düştün ne yazık
görevin dizginleri kopmuş bir hayvanı sevmekti
sevdin de!
siyam sokağında seviştin
en nahif bakışını bıraktın onda
bir elinde kalem, gözünde gözlük ve dizine yapışmış yarım kağıtta
yazılıydın sen..
sen yalnızca yazılabilen kadardın.
yazılabilmenin ne demek olduğunu bilendin.
kelimeleri bilenmiş keskin ağızlı
konuştukça böbrek taşları dökülen
konuştukça ses telleri titreyen
mor saçlı kahve gözlü masal kızı..

kasabanın kil toprağına tükürsen
evleri su basardı
bu yüzden sevmedim seni
bu yüzden sutyeninde
fonetik deformasyonlar yaşanırdı
eskimiş gönlümden sökülürdün sen
bir bir
ben istemeden..

chevrolet’imize biner
sonra beğenmeyip malibuyu kapardık
karalanmış gündüzdü gece
ay, güneşin çıplağıydı
ve her karanlıkta kasaba,
güzel kadınların aşığıydı..
masala göre bin bir gece sürecekti aşkımız
sen saçlarından süpürge yapıp
kalbimin tozunu alacaktın,
ben senariste çağımızdan söz edecektim.
eskimiş bir aşktın sen
bu yüzden
bu yüzden sevmedim seni..

göğüslerin
bir fahişeyi solladığında
dört yüz seksen üçüncü sayfanın baş paragrafındaydık
masala göre üç
sana göre hiç çocuğun vardı
bana göre
kasabanın meydanına bırakılmış bütün piçler senindi
sayfa sayfa doğuyorlardı onlar
bedenler seviştirilmeden
gece terlemeden
ve sen kasabanın kil toprağına tükürmeden..

sana anlatılmamış masalların birindeydim kadın!
ne yazık ki ortasına düştün salya sümük aşkın
bilemezsin
siyam’ı
savaşını
gecesini
gündüzünü
öğle sonrası dağ eteklerinin altına saklanışımı
ve bacak arasından kaçan acılarımı..

her sayfa başka bir mevsim
her paragraf sevimsiz ..
bu yüzden sevmedim seni..

* "rappele toi barbara,
il pleuvait sans cesse
sur brest, ce jour la..."


* JACQUES  PREVERT

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/6/2009 - ___PARADOKS NEDİR_???

“Paradoks” kelimesi Yunanca “para” {karşıt,zıt} ekiyle “daxos” {düşünce} kelimesinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır..Türkçe’de kullanılan karşılığı “yanıltmaç,kısır döngü,çelişki”dir…

Binlerce yıllık geçmişi olan paradokslar, insanların kafasını devamlı meşgul etmiştir. Aslında doğru gibi görülen bir önerme veya fikir, tamamen yanlış olarak çıkar karşımıza. Tam tersi de mümkündür; yıllarca yanlış zannettiğimiz olayların, fikirlerin, hesaplamaların, doğru olduğunu görmek, bizi şaşkınlığa ve hayrete düşürür.
'Çok mantıksız görünen, aslında çok mantıklı bir değiş'
'İki doğrunun veya yanlışın çelişkisi'
'Soyut muhakemenin sona erdiği tezat'
'Kağıt-kalem veya mantık ilüzyonu' (Galiba en güzel tanım bu!)

Paradokslar,ilginçtir,eğlencelidir,zihin açar…İlk örneğini Giritli şair Epimenides “Tüm Giritliler yalancıdır!..” diyerek vermiştir…Şöyle ki Giritliler yalancıysa,şair de Giritli olduğuna göre,yalancıdır..Fakat Giritlilere yalancı diyerek aslında kendi söylediğinin de yalan olduğunu belirtmiş olmaktadır…çelişkiye götürür…


İLGİNÇ PARADOKSLAR

Yunanlı ünlü avukat Protogras, verdiği özel dersin ücreti ile ilgili olarak öğrencisiyle bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre öğrencisi aldığı ilk davayı kazanırsa bu ücreti avukata ödeyecek, kazanamazsa ödemeyecektir.

Dersin bitiminden hemen sonra herhangi bir dava almayan öğrenciden ses seda çıkmaz. Sabrını yitiren avukat, bir dava açarak bu ücreti öğrencisinden talep eder. Yeni avukat olan öğrenci bu ilk davasında kendini savunmayı üstlenir.

Bu davayı öğrenci kazanırsa ilk davasını kazanmış olacağı için davayı kaybeden hocasına parayı ödemek zorunda kalacaktır.
Tersine davayı kaybederse bu kez de davayı kaybettiği için hocasına yine ödeme yapmak zorunda kalacaktır.{avukat paradoksu}



Bir mahkum suçunun cezası olarak idama mahkum edilir.Yargıç, idam kararını açıklarken mahkuma şunu söyler:”Önümüzdeki 7 gün içinde herhangi bir gün,saat tam 12 ‘de asılacaksin ve asılacağın günü ancak aynı gün,sabah 9’da odana gelen rahipten ögreneceksin.”

Mahkum yargıcın bu sözleri üzerine düşündüğü zaman asılmasının mümkün olmadığını anlar.Mahkum bunu neye dayanarak düşünmüştür?

…Mahkum ilk olarak 7.gün asılacağını düşünür.Eğer 7.gün asılırsa bunu 7.günün sabahı öğrenmesi gerekir.Ancak 6.gün asılmamışsa 7.gün asılacağı bellidir ve hangi gün asılacağını önceden anlamış demektir.Yargıcın açıklamasına göre bu mümkün olmadığından,7.gün asılamaz.Mahkum daha sonra 6.gün asılacağını varsayar.Ancak bu durumda da eğer 5.gün asılmamışsa,7.gün asılamayacağına göre 6.gün asılacağı bellidir.Ama yargıcın açıklamasına göre hangi gün asılacağını önceden anlamaması gerekirdi.Bu durumda 6.gün asılacağı belli olan mahkumun aslında 6.gün asılmaması gerekir.Yukarıdaki çıkarımları 1.güne kadar getiren mahkum aslında hiçbir zaman asılmayacağını anlar…



“Bildiğim tek şey var; o da hiç bir şey bilmediğim.”{Sokrates paradoksu}


Timsah Paradoksu

Timsahın biri Nil kenarında çamaşır yıkmakta olan bir kadının bir anlık gafletinden yararlanarak onun çocuğunu yakaladı. Kadın çocuğunu geri vermesi için timsaha yalvardı. Timsah, “çocuğuna ne yapacağımı doğru olarak tahmin edersen, onu sana veririm, aksi halde onu yerim,” dedi.
Kadın, “Ay! Yavrumu yiyeceksin,” diye bir çığlık attı.

Timsah, “pekala,” dedi, “artık onu sana veremem, çünkü böyle yaparsam sen yanlış tahminde bulunmuş olursun. Halbuki sana yanlış tahminde bulunursan onu yiyeceğimi söylemiştim.”

“Tam tersine,” dedi kadın, “yavrumu yiyemezsin, çünkü onu yersen doğru tahminde bulunmuş olurum ve doğru tahminde bulunduğumda onu bana vereceğini söylemiştin.”

(Benzer bir paradoks da şöyledir: Kral adama, “bana bir şey söyle, doğru çıkarsa seni astıracağım, yanlış çıkarsa senin boynunu vurduracağım.” Adam, “benim boynumu vurduracaksın,” dedi.)



Otel Paradoksu

Sonsuz odalı bir otelin bütün odaları doludur. Bu otele 6 kişi daha gelirse bunlar nasıl yerleştirilebilir?

n. odadaki müşteri n+6 numaralı odaya nakledilerek ilk 6 oda boşaltılır. (Peki yeni gelen müşteri sayısı sonsuz olsaydı?)
Matematiksel olarak burada bir sorun yok, çünkü sonsuzun matematiksel tanımına göre yeni gelenler yukarda verilen yöntemle yerleştirilebilir. (Sonsuz sayıdaki müşteri için de aynı yöntem geçerlidir.)
Fiziksel olarak ta sorun yok, çünkü sonsuz odalı otel bulur ve bütün odalarını doldurabilirseniz, yeni gelen 6 kişiyi yerleştirmeyi üstlenebilirim.

                                       FELSEFE GRUBUNDAN....

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2009 - ___GİTTİ____

Gitti…

Bir geminin mendireğini kıran rüzgarların vahşi hoyratlığıyla

Kaderin alnına sıkılmış bir kurşun gibi

Çocuğun çalınan sevinçleri misali gözlerle

Amaçsız ve anlamsız

Soyunurcasına yaşamın kavgasına

Buruşturulmuş bir mektubun içli satırlarına sıkışarak

Gitti…

 

Yazılmamış sözleri sıkıştırıp dilimin ucuna

Ansızın gelen ölüm gibi

Hayalleri bir şişeye doldurup

Denize bırakırcasına

Gitti…

 

Gitti…

Hiç üşümeden içindeki çocuk

Ardına bile dönüp bakmadan hoyratça

Belki bir söz yada mana vermeden ayrılığa

Ayyaş türküleri mıhlayarak

Kayan yıldız misali düşen bir kalbe kahve fincanının ardından bakar gibi

Gitti…

 

Gitti…

Ardından bir kış giydirerek aşka soyunan bir vücuda

Buz kessin,kırağı tutsun diye

Kasti yapılmış bir hataymışcasına

Kibar bir özür sıkıştırıp ceplerime

Azıyla fazlasıyla

Sonsuz bir suskunluğu giyerek

Ve bir daha olmamacasına

Bir varlığı yoksayarcasına

Gitti…

 

Gitti…

Demir döven,tarlada çift süren sabırları kırıp dökercesine

En yiğit türküleri hayatın kahpe gülüşlerine değiştirircesine

Yaralı bir yüreğe en büyük teselliyi verircesine

Gitti…

 

Gitti…

Şimdi avuçlarımda kabullenmenin sövgü dolu anlamsızlığıyla

Direnmenin bile saçma olduğu boşluğa bırakılmış külçe bir bedene

Derin bir kanama yaşartırcasına

Kanıma bandığımda dilimi

Hayatın tadına bakarcasına

Gitti…

 

 

Gitti…

Bir sürü teselli dinlerken yüreğim anlamsızca

Kutlamalar,zaferler yada kader yüklü kaybedişler içinde

Bir insanın alnından bir kaderi silercesine

Ruhuma bir ölümü eşlercesine

Kendimden uzaklara kaçarken

Dönüşsüz biletlerin tozlu ufkuna yürürcesine

Gitti…

 

Gitti…

Ve yıllarımı giydi,suskun dudaklarından yarım yamalak dökülen

Ayrılık fermanını vasiyet bırakarak

Gitti…

Zamanın tozlu yollarında

Beni bana kaybedercesine

Gitti…

Ve artık o umut yok içimdeki sessiz melekte

Gecenin susturduğu bir yerden

Kimsenin bilmediği ıssızlığımla sevişirken

Her gün defalarca aklımdan gelip geçerken

Bildiğim bir gerçeği suratıma tokat gibi çarparcasına

Hayatın bana cezasıymışcasına

Gitti…

Ve bitti….

 

 

                                CEM  KORKUT   ÇOLAK

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

EVERY TİME EVERY WHERE....

Son Yazılarım

TÜKÜRÜLEN AŞKLARIN DÖNENCESİNDEKİ EKSEN...
___SOLUK SOLUĞA___
SİYAH VE BEYAZ KÖPEKLER...!!!
YAŞAMDAN KESİTLER...!!!
İSTANBUL UYUDU SEVGİLİM...
___YANLIZLIĞIN EŞDÜŞÜMÜ___
SAKİN SULARDA YIRTILAN ANLAMLAR....
___BU YÜZDEN SEVMEDİM SENİ___
___PARADOKS NEDİR_???
___GİTTİ____
Mayıstı Ve Cesedimde Sen Kokuyordun...
HAYATA DO MAJÖR BASMAK_2
___BEN KERE BEN___
___ZAMANIN YÜKLERİ___
___ O KADIN___
FİLOZOF SOCRATES'İN ÜNLÜ SAVUNMASI
___BİR DÜŞÜNCE___
___RÜZGAR ADIMLAR___
___MAVİ UÇURTMA___
___ÇOCUK BAHÇELERİ___
İÇİMİZDEKİ KIRILGANLIKLARDAN GEÇEN KISA METRAJLI DÜŞLER....
___YABAN___
___YOL___
___GÖZLEM GÖZLERİ___
___BAHAR TÜRKÜSÜ___

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

lilydaniel
derlemeler
sonmektup
ahusevimli
oblomov
dusbahcesi
yasmin2
yitiksehir
mehpareogt
destina2006
sonbahar06
taurus79
siyahgeceler
azadgulu
ozlemce88
ruhumdaninciler
egeberkay
cadys
malihulya
parabende
patiizleri
meltemes
siempre
rosen
eternalsunshine
runya
filizyaray
kenanyucel
benmeral
asligulerr
erge35

Get your own Poll!
DREAM THEATER lyrics

Hava Durumu ____ Köşe Yazıları

Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ

Gönül Sitesi Radio Vancouver Die Webseite zur GSX1100G phpBB Türkçe Destek Blog Ekle Webmasterim.Com Samanalevi Netkafe Klavye Script You are now marked on my visitor map!


Visitor Map
Create your own visitor map!