3/4/2008 - ___DENİZBOYU DÜŞLER____
Uzun soluklu bir merhaba dedim.henüz tazelenmiş dost gülüşlerine,katıksız bir akşamdı yada biz katıksız sevdalılar olarak yaşama el sallayan,eskinin eskitemediği iki dosttuk.
Bir sohbeti etkili,akıcı ve unutulmaz kılan nedir__???
Yüreklerin birbirine tercüman olması ve tabiat ananın içimizdeki çoşku ve tutkuya göz kırpması bizi bizlere bırakıp kadehte balık,duyguda kalite,hayat içinde sevda olması değil midir__???
Şimdi sorularım sualsiz,cevaplarım beyaz kadeh kadar net ve ayışığı kadar denizle sevişen duygu bütünleşmesi içinde değil.
Uzun yıllar önce iki tren rayıydık aynı şehre ulaşan;
Sen acemi bir çocuktun,kaybolurdun şarkıların içinde şimdi kadehin içinde balıksın ya o zaman da aşkın içinde kurban rolü oynardın,bir gün evde çok yalnızdık hatırlıyorsun değil mi demiştim sana gülümseyerek,akşam güneş yavaş yavaş çekilmişti çelişkili gülüşüyle,diğer yandan ay hilal çizerek gökte kavisleri ile denize doğru düşüyordu…
Beni bilirsin sahilde içmeyi çok severim,sohbet edeceksem de sahilde etmeye bayılırım,kendimi en fazla unuttuğum yer denize en çok yaklaştığım yerdir benim.
Okul yıllarında sizin yazlığa sıvıştığımız ve dersleri aylarca astığımız,ailelerimizin bile bilmediği gizli sırlarımızı,yürek yaralarımızı,göz yaşlarımızı içtiğimiz en kutsal yerdir çünkü.
O günlerde bize bizden yakın kimse olmamıştı,ne canımızı alacak kadar sevdiğimiz aşklarımız ve nede ailemiz,bizim bizden başka kimsemiz yoktu.
Kumsalda ben gitarımı tıngırdatırdım hafiften,sen hemen yeni şişeler geitirdin bir yanda yanan mangaldan çıkacak mucizevi tatlara kilitlenirdik,yaz bize koşardı veya biz yaz olurduk.
Biz mevsimlerdik dostum…
Biz sevdalardık daima…
Yıllar önce iki ayrı tren rayıydık demiştim aynı şehirde buluşan,iki farklı kadeh,iki küçük dünya,iki kocaman aşk….
Okula ilk kayıt gününde tanıştık seninle biliyorsun,sen benim bir adım önümdeydin sadece,sonra bir sohbet başladı gitti,o sohbet o kadar uzadı ki hala devam eden ve bu dünyada iki insanın paylaşabileceği en güzel ortaklıklardan birisine dönüştü.
Evet bir gün evdeydik,sanırım ara yıl tatiliydi;
Sen çok kanamalı zamanındaydın hani şimdi gülüyorsun ya o zaman yaşadıklarına işte o zamanlarda gözlerin uykusuzluktan kan çanağıydı ve ben bir gece senin için bir şarkı yapmıştım hatırlıyorsun değil mi_?
Senin sevgini anlatan…
Sanırım nakaratı şöyledi…!!!
Hey !! dostum boşver gitsin,
Sana böylesi lazım değil,
Şimdi ellerin kelepçe ,
Düşlerin zincir.
Hey !! dostum ağlama boşuna,
Temize çek umudunu,
Şamar ol yalanın alnında.
Eh… baya uzun ve baya yorucu zamanlardan sonra o gece bütün şehir sanki bize emanet bırakılmış gibi ıssız bir bozkır elbisesi giymişti,gündüz gece gitar çalmıştım o günlerde,uyumadan yemeden içmeden,sanırım bir hafta boyunca hiç uyumadığım hayatımın istisnasız tek zaman dilimi o günlere tekabül ediyor.
Ellerim yazmaktan ve çalmaktan nasırlarını iyice kabartmış bana isyan eder gibi sızlıyordu ama senin o çok sevdiğin parçayı çalmadan duramamıştım,gözlerin dolu dolu olmuştu sonra ben bir tür sağanak yağışa yakalanmış gibi bırakmıştım kendimi,adeta peşin sıra geliyordum kayıp bir ormanda yolumu bulmak için.
Çok sorunlu bir ilişkim vardı ve yeni bitmişti,benliğimin akıl yanı huzurla beni telkin ediyordu biliyorsun.
Ayrılmak en iyi yol diyordu,zaten yolun sonu gözükmüyor,dipsiz bir kuyunun içinde olduğumu söylüyordu,belki de geri dönmem gereken çıkmaz bir sokaktaydım ama benliğimin yürek yanı adeta bir ülkeyi yakacak kadar alev içindeydi,patlamak için bahane arayan pimi çekilmiş bir bombaydım.
Kime nereye patlayacağım belli değildi sadece.
Belki de benim müzik sevdam ve gitarım hayatta pek çok olaya yada üzücü duruma karşı duruşum oluyor yada direnme gücüm.
Sanırım bana direnme ve zamanı aşıp yeni bir umuda çıkmamı sağlayan destekçim benim minicik sanatım.
Çünkü ben hep şarkı söylerken içimde ne varsa var gücümle hem gitarıma hemde ses tonuma uyarlayıp dışarı atabiliyorum sıkıntımı.
Haykırıyorsun işte…
Bazen isyan bazen acı,bazen sevinç,bazense derin bir boşluk ve hiçlik duygusu yada daha aklıma gelmeyen pek çok duyguyu dışarı atmamı sağlayan beni rahatlatan bir tür rehabilitasyon çalışması diyebilirim buna.
Yoksa bir insan o daracık bir haftada o kadar şarkı yapıp gece gündüz ortalığı birbirine katabilir mi…
Beni bilirsin üzerimde hep bir deli gömleği vardır benim,kimi zaman kazağımın altında atlet gibi iğreti durur,kimi zaman da bedenimi örten en üst katman olup direk dışarı yansır ama o deli gömleği her an yanımda ve halihazırda beni bekler.
Ben bu akşamda deli gömleğimi bu deniz esintisine ve serin havaya rağmen en üst katmanda tutarak adeta doğaya değişik bir meydan okuma havası içindeyim.
Senin sevmelerinde en şanssız olduğun nokta yada doğrusu bana göre canının acımasında,içinin içini yemesinde en etkili nokta sanırım benim az önce anlattığım hobimden senin yoksun oluşun ama belki yazmayı deneseydi pek çok duygunu ve ruh halini anlatabileceğini biliyorum.
Aşka göre çok zayıftık biz o zamanlar…
Kolu kanadı kırık,ana karnından yeni çıkmış çocuklar gibiydik,rüzgar nereye sürüklese bizi kapıp götürürdü de anlayamazdık bile nereye ne zaman gittiğimizi,bu yüzden bütün bir kenti habersizce terk edip bir tren vagonunda uykusuz düş kılığında gezerdik,sen ara sıra kompartmanda uyurken ben hep barda birkaç birayı deviriyor olurdum.
Sonra sırıtan bir yüz görürdüm bana kızma ama o anki gülüşün hep sırnaşık gelirdi seni aşkın en soytarı insanı gibi telafuz etmeme neden olurdu çünkü içinin demirden bir kor olduğunu bilirdim.
Ne çok severdin lan sen onu…!!!
Bağır demiştim sana sahilde bir gece,bütün site uyansın,o zaman tatil zamanı da değil yazlıkçılar henüz piyasada yok,bağır anasını satayım bütün heryer inlesin.
Bu itimin yerinde rezil iki ayyaş olarak ansın bizi gören birkaç kişi,sonra biraz cesaretli olan bir tanesi polis çağırsın.
Birisi kesin lan artık şu naraları desin,ama biz onunla da dalaşalım,serseri gibi davranalım şimdi.bırak eğitimi,kültürü,işi gücü parayı şu anda yapmamız gereken sadece insan olmak,insani bir yangını dünyanın kalbinden çıkarıp denizin suratına şamar gibi patlatmak olsun.
Biliyorsun ya zaten;
Az rezil olmadık geceleri gezerken,o ufak bozkır kenti bizim serseriliklerimize alışamadı hiçbir zaman,karnın mı acıktı gara gidelim yemeğe oğlum….
Polisten sigara isteyelim sonra bütün gece nöbeti bitene kadar bizi geğik muhabbetine esir alsın,bir sürü üniversite rivayetini bize anlatıp gerçek olup olmadığını sorsun,ama o bilemez ki bizim hayatı ne kadar yürekten yaşadığımızı,zaten sevdiklerimizde hiçbir zaman bilmemişlerdi bizim ne kadar yürekten yaşadığımızı aşkı.
Ne kadar tuhaf değil mi???
Sen orada gözyaşı döküyordun ama buna sebep olan insan yanında değildi zaten hayatta pek adil gelmezdi ya idare et işte,bilirsin serserilik insana en fazla bu zamanda yakışır ve en fazla bu zamanda lazım olur.
Çaresizsindir,elinden hiçbir şey gelmez,koca bir kalp ezilir,ezilir,ezilir….
Öyle bir yere gelirsin ki artık,ağlayamaz olursun yada acı hissedemez olursun.
Uyuşmak yada bağışıklık kazanmak gibi bir durumdur bu.
O kadar fazla abanmıştır ki hayat üzerine artık o yükün altında canın çıkmıştır ve tıpkı çizgi filmlerde ölen kahramanlar gibi göğe doğru yükselmeye başlarsın sonra,yani hafiflemeye.
Gülme sakın bu espri değil…
Alkolün etkisinden olacak gülmelerin biraz agresifleşti zaten iki kadehten sonrası sana hep zarardı…
Yani bir yerden sonra artık her şey komik gelmeye başlar,bir tür delilik halidir o,kendini kontrol etmeye falan zahmet etmezsin,salıverirsin yaşamın ortasına bedenini,rüzgar ya vardır yada yok ama olsa da olmasa da bir şeyler seni sürüklemeye başlar bir yöne doğru belli belirsiz.
Düşüyormusun,çıkıyormusun,ileri mi gidiyorsun yoksa geri mi,bunu ne sen fark edersin nede düşlerin.
Aklın git gide bulanıklaşmaya başlar,eylemlerin amacı sapmaktadır artık,işte serserilik böyle zamanlarda ortaya çıkar,öyle bir lazımdır ki o an bize yarın güneşin doğmasını sağlayan tek neden belki de bizim o gece ki serseriliğimiz olmaktadır,ama ne kadar serseri olsakta biz bunu çok fazla etrafa yansıtmamayı başardık,en azından bize yakın olan insanlara,ailelerimize mesela,başka bir kette harcamam için gönderilen parayı ben oraya gitmeden bir yazlıkta bankamatikten çekip harcadım biliyorsun,ilk icraatımda sahili tamamlayacak dekorasyonu sağlamaktı üstelik,berduş gibi sakallarıma ve saçlarıma hiç dokunmadım,sanki bana tip lazım mı olacaktı ki,robinson criuse gibiydik hani,uykudan yeni uyanışta pijamayla sokağa fırlamışız gibi bir halimiz vardı.
Bir tür depremden uyanıp panik atak bir halde kendini evden yada barakadan dışarı atma hali.
Kendine çok sordun sen…
Bende kendime çok sordum o soruyu…
NEDEN????
Zaten biz günler geceler boyun sohbet ederken hep soruların üzerine kurulu sevmelerimizin bir parça sevinç,bir parça sevişme üç beş kırıntı aşkı içinde sanki karşılığında ömrümüzü veriyormuş gibi çalakaşık dalardık yüreğimizdeki gurbetin içine.
Soru sormak büyük bir ayrıcalıktır.
Ve seninde bildiğin gibi;
SERSERİLİĞİN BİLE BİR İLMİ VARDIR!!!
Her insana yakışmaz ve herkesin üzerinde de iyi durmaz,ama sanırım bizim üzerimizde gayet şık durdu bu elbise,değiştirmeyi çok dilediysem de ben kendi adıma artık kabullendim demiştim sana geçen haftalarda,dalaşmıyorum artık elbisemle ben,çekiştirmiyorum sağını solunu artık.
Mağazalara,vitrinlere yeni bir elbise beğenip alayım diye bakmıyorum artık.
Kendi elbiseme çok alıştım ben,bu benim kimliğimin bir parçası ve varlığımın sebebi.
Acısıyla tatlısıyla soluk rengiyle,yada güneşe göz kırpan çatlak desenleriyle benim için ilk gün ki gibi orijinal.
Serseriliğin en belirgin özelliği fazla soru sormaktır demişti bir gün birisi,ortalığı karıştıran yaramaz çocuk edasını yaratan tavır bu fazla sorulan soruları içinde gizli,benim yüreğimin derinlerinde yatmakta olan anlambilim yada yaşadığım her güne anlam verebilme aldığım nefesi tanımlayabilme derinliği ve sorgulaması sanırım benim serserilik nedenimi yarattı.
Senin serserilik nedeninse aşka karşı direngen olan acıları beslemenden kaynaklandı hep,değişime ve yaşamın kutsama seanslarına biraz uzak ve mesafeli duruşun sorularını temel bir noktada kilitledi ve seni kendi egondan alı koyup hep empati içinde tuttu,yani sen başkaları için yaşadın daha fazla.
Aşk bazen başkaları içinde yaşamaktır ama unutma ki bunu kendini ıskalamadan yapmalısın,kendi yüreğini pas geçen bir insan bir süre sonra yüreğinin yolunu kaybeder ve yüreğini aramaya başlar.
Sen şimdi kendi yüreğini aramaktasın buna dikkat et.
Sorduğun sorular hep ikinci tekil kişi üstüne odaklanmakta.
Eğer kendine kendinle ve yüreğinde olup bitenlerle ilgili sorular sormaya başlarsan işte o zaman yüreğin seninle konuşmaya başlar.
Bu aşkın içinde mutlumuydum...?
Aşkı hak etmek için elimden geleni yaptım mı???
Aşk bana ne kazandırdı ve benden ne götürdü???
Bunun gibi soruları yüreğine ve aklına yönelttiğin zaman içindeki kanama önce yön değiştirecek sonra seni ilmi serseri günlerimizin neşesine kavuşturacak diye sanıyorum.
Ama biliyormusun insanın dilinde hep biraz tortu kalıyor sanki…
Şu an için çözemediğim tek gizem belki de budur yani o tortunun o hafif burukluğun nedeni ne olabilir?
Belki kaybetme hissi yada hayal kırıklığı,bir parça yalnızlık belki,ne dersen de ama bu konuda henüz emin değilim,gerçi artık fazla ilgilenmiyorum ya olsun.
Geçen Pazar gitarımı elime aldığımda hiçbir şey düşünmedim biliyormusun bunu.
Elim birkaç nota üzerinden akorlara gitti direkt olarak.kendimi tamamen serbest bıraktım hem gitarım hem yüreğim bana ne söylemek istiyor diye özgür bıraktım,hürriyet kuşu gibi duygularımı.
Uzun soluklu bir koşuda olduğumu ve çok yorucu zamanlardan ve çalışma disiplininden geçmekte olduğumu biliyorsun.
O yüzden kendimi dünya stresinin dışına atabilmek için salıverdim yüreğimden kelimeleri,gitarımdan notaları…
Dinlemeni isterim şimdiye kadar hiç duymadığın ölçüde özgür ve kalıpsız üç tane şarkı çıkageldi kendiliğinden,bunca zaman yaptığım şarkılardan o kadar öznel ve o kadar değişik ki,tamamen elle tutup gözle görebileceğin kadar yalın oldular.
Sahilde bana sorduğun soruların yanıtını sana verebildiğimi umuyorum,sana demiştim derin düşünmem gerek diye,bazen bazı konularda adım atmadan önce yada bir soruya yanıt vermeden önce derin düşünmeye ihtiyaç duyarım bilirsin,uzun sürer bazı sessizliklerim.
Tam ve kesin bir yanıt oluşturmaktı amacım gerçi yazdıklarımın bir kısmını senin gözlerindeki sevda kadehine boşalttım ama net değildik nede olsa oraya serseriliğe gittik değil mi?
Aşk konusunda yazmak istemiyordum aslında,çünkü uzak bir köy gibi geliyor bana şimdi,belki yıllar önce terk ettiğim ufak bir Anadolu kentidir yada eski uygarlılar tarafından yağmalanmış barbar istilasına uğramış antik bir yerleşim birimidir benim yüreğim kimbilir.
Ben yüreğimi bir tür uykuya yatırdım dostum.
Sana hiç söylemedim bunu o gün ama şimdi söylüyorum.
Kimbilir yeniden neonları yakabilirim,yeni bir tualin üzerine mavi pastel tonlar vurabilirim,kendime bana ait bir tablo yaratabilirim belki de.
Şimdi akıntıda güneşin tadını çıkarma zamanı,
Yalnızlık düş dostum benim,
Sense düş aşımın ortağı.
Teşekkürler her şey için.
CEM KORKUT ÇOLAK
|